Simurg ile Anka aynı kuş mu?
'Küllerinden doğan Anka' sözünü hepimiz biliriz. Oysa ne Simurg ne de Anka küllerinden doğar. Türkçedeki efsanevi kuş, aslında dört ayrı kuşun birleşmesinden doğdu.

Bir kadın doğum yapamıyor. Günlerdir sancı çekiyor, bebek çok büyük, herkes umudu kesmiş. Kocası çaresizlik içinde, yıllar önce kendisine verilen bir tüyü çıkarıp ateşe tutuyor.
Gökyüzü kararıyor. Dev bir kuş iniyor.
Kuş ne yapılması gerektiğini anlatıyor: Annenin uyutulmasını, karnının dikkatle açılıp bebeğin çıkarılmasını, sonra yaranın dikilip üzerine kendi tüyünün sürülmesini. Dediği yapılıyor. Anne uyanıyor, bebek yaşıyor. O bebeğin adı Rüstem. İran efsanelerinin en büyük kahramanı.
Kuşun adı ise Simurg.
Firdevsi’nin Şehname’sindeki bu sahne, Simurg’un nasıl bir varlık olduğunu çok iyi anlatıyor. Ama Türkçede “Anka kuşu” dediğimizde aklımıza gelen kuşla aynı varlık mı? Cevap düşündüğümüzden çok daha ilginç.
Simurg: Bilge ve şifacı
Simurg İran efsanelerinin kuşudur. Adı, Zerdüştlüğün eski metinlerinin dili olan Avestacadaki saēna mərəγa (“Saēna kuşu”) ifadesine kadar uzanır; sonraki Farsçada murg kuş anlamına gelir.
Simurg devasa, çok yaşlı ve bilgedir. Yukarıdaki görsel, onun en bilinen hikâyesini gösteriyor: Saçları bembeyaz doğduğu için dağa bırakılan bebek Zal’i yuvasına götürüşünü. Simurg bu bebeği yavrularıyla birlikte büyütür. Zal insanların arasına döndüğünde ona tüyünü verir. Yıllar sonra o tüy yanar ve Simurg, Zal’in oğlu Rüstem’in doğumunda yardıma gelir.
Simurg bir canavar değil, bir koruyucudur: hem şifacı, hem öğretmen, hem de koruyan bir ana.
Anka: Adı var, kendi yok
Anka ise Arap anlatılarından gelir. Arapçada ‘anqā’ diye geçer. Anlatılara göre boynu çok uzundur ya da boynunda beyaz tüylerden bir halka taşır.
Arap edebiyatında Anka’nın en belirgin özelliği, hiç görülmemiş olmasıdır. Çok eskiden yaşadığı, sonra ortadan kaybolduğu anlatılır. Bu yüzden “Anka gibi” demek, adı bilinen ama kendisi hiç görülmemiş bir şeyi anlatır.
Türkçedeki deyim de buradan gelir: “Anka kuşu gibi; adı var, kendi yok.”
Zümrüdüanka: İki kuşun buluşması
Farsça ve Arapça edebiyat, Osmanlı ve Türk kültüründe iç içe geçince iki kuş da birleşti. Divan şiirinde Simurg ile Anka çoğu zaman aynı kuşun iki adı olarak kullanıldı. Türkçede ise iki adı birleştiren yeni bir isim doğdu: Zümrüdüanka, yani “Simurg u Anka”. Kaf Dağı’nda ya da yeraltındaki karanlıklar ülkesinde yaşayan, kahramanı sırtına alıp karanlık dünyadan aydınlık dünyaya taşıyan kuş.
Türk dünyasının masallarında en sevilen sahnelerden biri şöyledir: Kahraman, yer altı dünyasında Zümrüdüanka’nın yavrularını onları yemeye gelen bir yılandan kurtarır. Kuş da karşılık olarak onu yeryüzüne çıkarmayı kabul eder. Ama yol uzundur ve kuş yolda acıktıkça et ister. Erzak bitince kahraman, kuş düşmesin diye kendi bacağından bir parça kesip verir.
Yere indiklerinde Zümrüdüanka durumu fark eder. Tadı öbürlerinden tatlı geldiği için yutmayıp dilinin altında sakladığı o parçayı çıkarır, kahramanın bacağına geri yerleştirir ve yara iyileşir. Sadakatin ve fedakârlığın masallarda anlatılan en güzel hikâyelerinden biri.
Phoenix: Asıl küllerinden doğan
Peki “küllerinden doğan Anka” nereden çıktı?
Bunun cevabı bambaşka bir kuşta: Phoenix. Antik Yunan tarihçisi Herodotos, Mısır’da Heliopolis rahiplerinden bu kuşu dinlediğini yazar ve beş yüz yılda bir geldiğini aktarır. Sonraki Roma yazarlarının anlattığı hikâye daha ünlüdür: Phoenix çok uzun yaşar, ömrü bitince kendine bir yuva yapar, yanar ve küllerinden yeni bir kuş doğar. Pek çok araştırmacı bu kuşu Mısır’ın kutsal bennu kuşuyla ilişkilendirir.
Pek çok kaynak Simurg’u, Anka’yı ve Phoenix’i bir arada anlattı; Türkçede de Phoenix bugün çoğu zaman “Anka kuşu” diye çevriliyor. Böylece “küllerinden doğan Anka” ifadesi yerleşti. Oysa TDV İslâm Ansiklopedisi’nin de vurguladığı gibi, Anka ile Mısır kökenli Phoenix bambaşka kuşlardır. Oysa ne Simurg’un ne de Arap Anka’sının hikâyesinde ateşten yeniden doğuş vardır. O, Batı’dan gelip bizim kuşumuza eklenen bir tüy.
Dört kuş, tek kanat
Kısacası:
- Simurg bilgedir ve iyileştirir.
- Anka kayıptır; adı var, kendi yok.
- Zümrüdüanka sadıktır; kahramanı karanlıktan çıkarır.
- Phoenix ölür ve yeniden doğar.
Türkçede dördü tek bir kuşta buluştu. Belki de bu kuşu bu kadar güçlü yapan şey tam olarak bu: Farklı coğrafyaların, farklı dillerin hayal gücünü tek bir kanatta taşıması.
Ama bir hikâye daha var. Attar’ın Kuşların Dili’nde binlerce kuş Simurg’u bulmak için yola çıkar ve Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalır. Orada, aradıkları Simurg’un kendileri olduğunu anlarlar: Farsçada si murg, otuz kuş.
Simurg Akademi adını işte bu hikâyeden, yola çıkıp sonunda kendini bulan o otuz kuştan alıyor.
Kaynaklar ve notlar
- Sargon Erdem, "Anka" (TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, 1991)Arapça ankā' ve Farsça sîmurg; Türkçede zümrüdüanka (sîmurg u ankā); Zâl'i büyütmesi; uzun boyun inancı; phoenix'ten tamamen farklı oluşu; "adı var, kendisi yok"; Attar'daki otuz kuş.
- Hanns-Peter Schmidt, "Simorḡ" (Encyclopaedia Iranica, 2002)Adın Avestaca saēna mərəγa ifadesinden gelişi; İran anlatılarında Simurg.
- Encyclopaedia Iranica, "Rostam"Şehname'de Rüstem'in doğumu ve Simurg'un yardımı.
- Tuğba Bayrakdarlar, "Türkmen ve Azerbaycan Masallarında Mitolojik Kuş Motifi: Simurg / Zümrüd" (Söylem Filoloji Dergisi 7/2, 2022)Kahramanın kuşun yavrularını kurtarması, yeraltından aydınlık dünyaya çıkış, baldırından kesilen et ve kuşun onu yerine koyup iyileştirmesi.
- Herodotos, Tarih II.73 (Perseus Digital Library, İng. çev. A. D. Godley)Phoenix'in Heliopolis'te anlatılan hikâyesi ve beş yüz yılda bir gelişi.
- Roelof van den Broek, The Myth of the Phoenix According to Classical and Early Christian Traditions (Brill, 1972)Mısır'ın bennu kuşu ile klasik phoenix ilişkisi; yanıp yeniden doğma anlatısının sonraki gelişimi.
Antik ve yabancı dildeki metinlerden yapılan alıntılar, Türkçeye özetlenerek ya da serbestçe çevrilerek aktarılmıştır. Kesinliği tartışmalı bilgiler yazı içinde ayrıca belirtilir. Yayın ilkelerimiz


