İstanbul'un kayıp kütüphanesi

Herkes İskenderiye'nin yanan kitaplarını konuşur. Oysa antik dünyanın edebiyatını asıl kurtaran yer, bin yıl boyunca kitap kopyalayan bir başka şehirdi: İstanbul.

Cristoforo Buondelmonti'nin 1420'lerde çizdiği Konstantinopolis haritası: surlarla çevrili şehir, Haliç ve karşı kıyıda Galata
Görsel: Cristoforo Buondelmonti, Konstantinopolis haritası (15. yüzyıl kopyası) · Kamu malı

Homeros’un İlyada’sını bugün okuyabiliyorsanız, bunu biraz da adını hiç bilmediğimiz bir kâtibe borçlusunuz.

Belki IV. yüzyılda, belki IX. yüzyılda, Konstantinopolis’te bir masanın başında oturmuş, mum ışığında, harf harf, eski bir metni yeni bir sayfaya geçiren biri. O kopyalamasaydı, belki o metin de binlerce başka eser gibi sessizce yok olacaktı.

Kayıp kütüphaneler denince akla hep İskenderiye gelir. Ama İskenderiye’nin hikâyesinin bittiği yerde, başka bir şehrin hikâyesi başlıyordu.

Dağılan rulolar

Antik dünyanın kitapları bugünkü gibi sayfalardan oluşmuyordu. Papirüs denen, Nil kıyısında yetişen bir bitkiden yapılmış uzun rulolara yazılıyordu. Papirüs hafif ve ucuzdu, ama büyük bir kusuru vardı: Nemden bozuluyor, zamanla kuruyup ufalanıyordu. Bir rulo, düzenli olarak yeniden kopyalanmazsa, birkaç kuşak içinde okunmaz hâle gelebiliyordu.

Yani antik edebiyat, yavaş yavaş, sessizce çürüyordu.

İmparatorun kâtipleri

IV. yüzyılın ortasında, imparator II. Constantius döneminde, Konstantinopolis’te büyük bir kütüphane kuruldu. Dönemin hatibi Themistios’un 357 yılında imparatora seslendiği bir konuşmadan öğrendiğimize göre, burada önemli bir iş yapılıyordu: Ünlü yazarların yanında, az okunduğu için kaybolma tehlikesi taşıyan eserler de yeniden kopyalanıyordu. Bu yüzyıl, kitabın ruloyu bırakıp daha dayanıklı bir malzemeye, parşömene, yani özenle işlenmiş hayvan derisine geçtiği dönemdi.

Parşömen pahalıydı. Tek bir kitap için bir sürü hayvanın derisi gerekebiliyordu. Ama yüzyıllarca dayanıyordu. Ve bu yeni kitaplar artık rulo değil, bugünkü kitaplar gibi sayfaları çevrilen ciltlerdi.

Bu sabırlı işin sonucu muazzam oldu. Bugün antik Yunan edebiyatından elimizde kalan metinlerin büyük bölümü, Bizans dünyasında, çoğu da bu şehirde ya da onun etkisiyle kopyalanmış elyazmaları sayesinde bize ulaştı. Platon, Aristoteles, tarihçiler, hekimler, şairler… Birinin onları zamanında yeniden yazması gerekiyordu.

Alevler ve yağma

Ama kütüphanenin hikâyesi sakin bir hikâye değil.

475 yılında şehirde çıkan büyük bir yangında kütüphane de yandı. Sonraki dönemin Bizans tarihçileri yanan kitaplar için çok büyük sayılar verir; bu sayılar muhtemelen abartılıdır ve araştırmacılar onlara temkinle yaklaşır. Kitaplar yeniden toplansa da VIII. yüzyılda bir yangının daha olduğu düşünülüyor.

Ağır bir darbe de 1204’te geldi. Dördüncü Haçlı Seferi’nin orduları şehri yağmaladı. Kiliseler soyuldu, sanat eserleri eritildi, saray kütüphanesi de büyük olasılıkla ciddi kayıplar verdi. Şehir bu yaradan hiçbir zaman tam olarak kurtulamadı. 1437’de saraya gelen İspanyol gezgin Pero Tafur, girişteki mermer revakta hâlâ “pek çok kitap, eski yazı ve tarih” durduğunu anlatır.

Bir haritanın fısıldadığı

Bu yazının başındaki harita, o yaralı şehri gösteriyor. Floransalı bir rahip ve gezgin olan Cristoforo Buondelmonti, 1420’lerde Ege adalarını dolaşırken Konstantinopolis’i de çizdi. Bu, şehrin bugüne kalmış en eski haritası olarak bilinir.

Buondelmonti’nin çizdiği şehir, artık eski ihtişamının gölgesidir. Surlar hâlâ ayaktadır, ama içeride geniş boş alanlar, bahçeler, dağınık mahalleler vardır. Ve tam o yıllarda, şehrin bilginleri yanlarında Yunanca elyazmalarıyla İtalya’ya gitmeye başlamıştı bile.

Kitapların yolculuğu

İşte hikâyenin şaşırtıcı dönemeci burada.

Floransa’da, Venedik’te, bu elyazmaları yeniden okundu, Latinceye çevrildi, sonra yeni icat edilen matbaada basıldı. Avrupa’nın Rönesans dediği büyük uyanışın arkasında, kısmen İstanbul’dan taşınan bu kitaplar vardı.

1453’ten sonra ise şehir bambaşka bir kütüphane geleneğine kavuştu. Fatih Sultan Mehmed’in sarayında Arapça, Farsça ve Türkçe eserlerin yanında Yunanca ve Latince elyazmaları da toplandı; bunların bir kısmı bugün hâlâ Topkapı Sarayı’nda duruyor. Sonraki yüzyıllarda vakıf kütüphaneleri şehrin dört bir yanına yayıldı. Bugün Süleymaniye Kütüphanesi, dünyanın en zengin elyazması koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Kayıp mı, yoksa dağılmış mı?

Belki de “kayıp kütüphane” tam doğru bir ifade değil.

İstanbul’un imparatorluk kütüphanesi bir gecede, tek bir yangınla yok olmadı. Parça parça dağıldı, kopyalandı, taşındı, başka dillere geçti. Rafları gitti, ama içindekilerin bir kısmı yaşamaya devam etti.

Çünkü bir kitabı yaşatan şey, onu saklayan binanın sağlamlığı değildir. Onu okumaya, kopyalamaya ve bir sonraki kuşağa taşımaya devam eden insanlardır. Bu şehir bin yıl boyunca tam olarak bunu yaptı.

Ve o adını bilmediğimiz kâtip, mum ışığında son harfi yazıp kalemini bıraktığında, muhtemelen yüzyıllar sonra birinin o satırları okuyacağını hayal bile edemezdi.

Kaynaklar ve notlar

  1. Nigel G. Wilson, “The Libraries of the Byzantine World” (Greek, Roman and Byzantine Studies 8/1, 1967)Themistios'un 357 tarihli 4. söylevi ve Constantius'un kütüphanesi; 475 yangını ve VIII. yüzyıldaki olası ikinci yangın; 1204 kayıpları; Pero Tafur'un 1437 tanıklığı.
  2. Ian R. Manners, “Constructing the Image of a City: The Representation of Constantinople in Christopher Buondelmonti's Liber Insularum Archipelagi” (Annals of the Association of American Geographers 87/1, 1997)Buondelmonti'nin 1420'lerde çizdiği, şehrin bugüne kalan en eski haritası ve haritadaki şehir görünümü.
  3. Julian Raby, “Mehmed the Conqueror's Greek Scriptorium” (Dumbarton Oaks Papers 37, 1983)Fatih Sultan Mehmed'in sarayında toplanan ve kopyalanan Yunanca elyazmaları; bir kısmının Topkapı Sarayı'nda bulunması.
  4. Nigel G. Wilson, From Byzantium to Italy: Greek Studies in the Italian Renaissance (Bloomsbury, 2. baskı 2017)Bizanslı bilginlerin Yunanca elyazmalarını İtalya'ya taşıması ve Rönesans'ta çevirileri ile basılmaları.
  5. T.C. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi)İstanbul'daki vakıf kütüphanelerinin elyazması koleksiyonları.

Antik ve yabancı dildeki metinlerden yapılan alıntılar, Türkçeye özetlenerek ya da serbestçe çevrilerek aktarılmıştır. Kesinliği tartışmalı bilgiler yazı içinde ayrıca belirtilir. Yayın ilkelerimiz

WhatsApp'ta paylaşFacebook'ta paylaşX'te paylaş

Yeni yazılar e-postana gelsin

Dergideki yeni yazılar, yeni programlar ve konuşmacılar. Her yeni yazıda ya da haftada bir özet; istediğin zaman tek tıkla ayrılabilirsin.

Diğer yazılar

Sorunu yazWhatsApp'tan cevaplıyoruz