Göbeklitepe'yi kim, neden toprağa gömdü?

Stonehenge'den altı bin yıldan fazla önce dikilen dev taşlar, binlerce yıl toprağın altında kaldı. Uzun süre birilerinin onları bilerek gömdüğü düşünüldü. Yeni kazılar başka bir şey söylüyor.

Göbeklitepe'de C yapısındaki 27 numaralı T biçimli dikilitaş: taşın yüzünde kabartma bir yırtıcı hayvan figürü, çevresinde taş duvarlar
Görsel: Göbeklitepe, C yapısı, 27 numaralı dikilitaş. Fotoğraf: Kerimove · CC0

1963 yılında, Şanlıurfa’nın kuzeydoğusundaki çıplak bir tepede, İstanbul ve Chicago üniversitelerinden bir araştırma ekibi yürüyor. Yerde kırık kireçtaşı blokları görüyorlar. Not alıyorlar: Muhtemelen bir Orta Çağ mezarlığı.

Ve yoluna devam ediyorlar.

Otuz yıl boyunca kimse dönüp bakmıyor. Oysa o tepenin altında, insanlığın bilinen en eski anıtsal yapılarından bazıları yatıyordu. Stonehenge’den altı bin yıldan fazla, Mısır piramitlerinden yaklaşık yedi bin yıl daha eski taşlar.

Peki bu taşlar oraya nasıl gömülmüştü?

Bir Alman arkeoloğun ikinci bakışı

1994’te Alman arkeolog Klaus Schmidt eski notları okuyup tepeye gider. Kırık taşlara bakar ve ilk ekibin gözden kaçırdığı şeyi görür: Bunlar mezar taşı değildir. Çok daha büyük bir şeyin, toprağın altından görünen başlarıdır.

Ertesi yıl kazı başlar. Ortaya çıkan şey, arkeoloji dünyasını sarsar.

Toprağın altından daire biçimli yapılar çıkar. Her birinin ortasında iki dev dikilitaş, çevresinde duvarlara gömülü daha küçük taşlar vardır. Taşlar “T” harfine benzer. Bazıları beş metreyi aşar, ağırlıkları tonlarla ölçülür.

Ve hepsi yaklaşık on bir bin yıl önce, MÖ 9500 civarından başlayarak dikilmiştir.

Çiftçilikten önce

Bu tarihi biraz düşünmek gerekir.

O dönemde insanlar henüz buğday ekmiyor, hayvan evcilleştirmiyordu. Çömlek yoktu. Metal yoktu. Yazı yoktu. Tekerlek yoktu.

Avcı toplayıcı olduğu düşünülen insanlar, tonlarca ağırlıktaki taşları kayadan kesmiş, taşımış, dikmiş ve üzerlerine olağanüstü kabartmalar oymuştu.

Taşlarda tilkiler, yaban domuzları, yılanlar, akbabalar, akrepler var. Bazı dikilitaşların yan yüzlerinde kollar ve eller oyulmuştur; kollar taşın önünde birleşir, belde bir kemer, kemerden sarkan bir tilki postu görülür. Yani bu T biçimli taşlar, aslında son derece sadeleştirilmiş insan bedenleridir. Başı ve gövdesi olan, dimdik duran devler.

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz 27 numaralı taşın yüzünde ise başka bir şey var: Taştan dışarı doğru uzanan, dişlerini göstermiş bir yırtıcı. Neredeyse heykel gibi, üç boyutlu.

“Önce tapınak geldi”

Schmidt’in vardığı sonuç cesurdu. Ona göre burası bir yerleşim yeri değil, insanların uzak yerlerden toplanıp buluştuğu bir tören alanıydı. Belki de dünyanın ilk tapınağı.

Bu fikir okul kitaplarındaki sırayı tersine çeviriyordu. Klasik anlatıya göre insanlar önce tarıma geçmiş, yerleşik hayata başlamış, zenginleşmiş, ancak sonra büyük yapılar inşa etmişti. Schmidt ise sıralamanın tersinin de mümkün olduğunu öne sürdü: Belki de bu kadar büyük bir işi ortaklaşa yapmak için bir araya gelen kalabalıkları doyurma ihtiyacı, insanları tahıl ekmeye itmişti.

Bölgede, bugün bilinen en eski yabani buğday türlerinden birinin evcilleştirildiği yerin, Göbeklitepe’ye pek uzak olmayan Karacadağ olduğunun düşünülmesi bu fikre ayrıca çekicilik kattı.

Ve sonra: Gömülme

Hikâyenin en gizemli kısmı ise sonudur.

Schmidt’e göre yapılar bir süre kullanıldıktan sonra kasıtlı olarak toprakla, taş parçalarıyla, hayvan kemikleriyle doldurulmuş, yani bilerek gömülmüştü. Neden? Belki bir törenin parçası olarak. Belki bir dönemin kapanışı olarak. Belki de artık “ölmüş” sayılan bir yapıyı saygıyla toprağa vermek için.

Bu yorum on yıllarca Göbeklitepe’nin en çok anlatılan sırrı oldu. Belgesellerde, kitaplarda, internette dolaştı.

Yeni kazılar ne söylüyor?

Schmidt 2014’te hayatını kaybetti. Kazılar bugün Türk ve Alman bilim insanlarının ortak çalışmasıyla sürüyor. Ve son yıllarda resim biraz değişti.

Yeni araştırmalar, yapıların büyük olasılıkla üstü kapalı olduğunu, defalarca çöktüğünü, yamaçtan kayan toprak ve molozla dolduğunu, sonra yeniden onarıldığını ya da yeniden inşa edildiğini gösteriyor. Yani yapıları gömen belki bir tören değil, yüzyıllar boyunca tepeden aşağı inen toprak, zaman ve yerçekimiydi.

Kazılarda su toplama çukurları, ev olabilecek yapılar ve günlük hayatın izleri de bulundu. Bu da “yalnızca bir tören alanı” fikrini tartışmaya açtı. Burada belki de insanlar yaşıyor, çalışıyor ve aynı zamanda bu büyük yapıları kullanıyordu.

Bu tartışma bugün de sürüyor. Kesin olan şu: Göbeklitepe yalnız da değil. Çevresinde, Karahantepe başta olmak üzere, benzer T biçimli taşlara sahip pek çok çağdaş yerleşim bulunuyor. Göbeklitepe’nin yalnızca yaklaşık onda biri kazılmış durumda.

Toprağın altındaki soru

2018’de UNESCO, Göbeklitepe’yi Dünya Mirası Listesi’ne aldı. Bugün sayısız ziyaretçi, bir zamanlar “muhtemelen bir Orta Çağ mezarlığı” diye geçilen o tepeye çıkıyor.

Göbeklitepe’yi kimin, neden gömdüğü sorusunun cevabı belki de en başta sorulan sorudan daha ilginç: Belki kimse gömmedi. Belki insanlar yapılarını yüzyıllar boyunca çöktükçe onardı, yıkıldıkça yeniden dikti. Ve sonunda, bir gün, tepeyi toprağa bıraktılar.

Bir sonraki sefere bir T biçimli taşın fotoğrafına baktığınızda, yan yüzündeki o iki kola dikkat edin. On bir bin yıl önce biri, taşa bir insan gibi durmayı öğretmiş.

Kaynaklar ve notlar

  1. Klaus Schmidt, “Göbekli Tepe, Southeastern Turkey. A Preliminary Report on the 1995–1999 Excavations” (Paléorient 26/1, 2000)1963 yüzey araştırması, 1995'te başlayan kazılar, T biçimli dikilitaşlar ve kabartmalar, yapıların kasıtlı olarak gömüldüğü yorumu.
  2. Oliver Dietrich, Manfred Heun, Jens Notroff, Klaus Schmidt, Martin Zarnkow, “The role of cult and feasting in the emergence of Neolithic communities. New evidence from Göbekli Tepe” (Antiquity 86, 2012)Toplu çalışma ve şölen için bir araya gelme fikri; “önce tapınak” yorumunun gerekçeleri.
  3. Lee Clare, “Göbekli Tepe, Turkey. A brief summary of research at a new World Heritage Site (2015–2019)” (e-Forschungsberichte des DAI, 2020)MÖ 9500–8000 tarihlemesi; yeni kazıların “dünyanın ilk tapınağı” yorumunu gözden geçirmesi, su toplama çukurları ve yerleşim izleri.
  4. Moritz Kinzel, Lee Clare, “Monumental – compared to what? A perspective from Göbekli Tepe” (Monumentalising Life in the Neolithic, Oxbow, 2020)Yapıların üstünün kapalı olabileceği, yamaç kaymalarıyla dolduğu, onarılıp yeniden inşa edildiği görüşü.
  5. Manfred Heun ve ark., “Site of Einkorn Wheat Domestication Identified by DNA Fingerprinting” (Science 278, 1997)Siyez buğdayının (einkorn) Karacadağ çevresinde evcilleştirildiği bulgusu.
  6. UNESCO Dünya Mirası Merkezi, “Göbekli Tepe” (2018)Alanın 2018'de Dünya Mirası Listesi'ne alınması ve genel tanımı.

Antik ve yabancı dildeki metinlerden yapılan alıntılar, Türkçeye özetlenerek ya da serbestçe çevrilerek aktarılmıştır. Kesinliği tartışmalı bilgiler yazı içinde ayrıca belirtilir. Yayın ilkelerimiz

WhatsApp'ta paylaşFacebook'ta paylaşX'te paylaş

Yeni yazılar e-postana gelsin

Dergideki yeni yazılar, yeni programlar ve konuşmacılar. Her yeni yazıda ya da haftada bir özet; istediğin zaman tek tıkla ayrılabilirsin.

Diğer yazılar

Sorunu yazWhatsApp'tan cevaplıyoruz