Déjà vu: Bunu daha önce yaşamış mıydım?
Bir odaya girersiniz ve tuhaf bir his: Bu anı daha önce yaşadınız. Ama ne zaman? İnsanların yaklaşık üçte ikisinin tanıdığı bu his, beynin bir hatası mı, yoksa kendini kontrol etme biçimi mi?

Yeni taşındığınız bir arkadaşınızın evine ilk kez giriyorsunuz. Mutfağa geçiyorsunuz. Masanın üzerinde bir fincan, pencereden vuran ışık, arkadaşınızın söylediği bir cümle.
Ve birden o his.
Bunu daha önce yaşadınız. Bu mutfakta bulundunuz. Bu cümleyi duydunuz. Neredeyse bir sonraki sözü tahmin edebilecek gibisiniz.
Ama bu imkânsız. Buraya ilk kez geliyorsunuz.
Birkaç saniye sonra his kaybolur. Geriye yalnızca hafif bir tedirginlik kalır: Az önce ne oldu?
Bir adı var
Bu hissin bir adı var: déjà vu. Fransızcada “daha önce görülmüş” demek.
Terim 1876’da Fransız filozof Émile Boirac tarafından kullanılmaya başlandı. Ama his, şüphesiz ki çok daha eskidir. İnsanlar yüzyıllardır bu tuhaf anı anlatmış, onu rüyalara, önceki hayatlara, kehanete bağlamıştır.
Bugün yapılan anketlere göre insanların yaklaşık üçte ikisi hayatında en az bir kez déjà vu yaşadığını söylüyor. Yani bu satırları okuyan her üç kişiden ikisi, neden söz ettiğimi gayet iyi biliyor.
Kim, ne zaman yaşar?
Déjà vu en çok gençlerde görülür ve yaş ilerledikçe seyrekleşir.
Çok seyahat edenler ve rüyalarını sık hatırlayanlar da daha fazla déjà vu yaşadığını anlatır. Hepsinde ortak bir şey var: Hafızaya sürekli yeni yerler, yeni sahneler, yeni yüzler giriyor.
Ve bir ipucu daha var: Bazı epilepsi türlerinde, özellikle beynin şakak bölgesini ilgilendiren nöbetlerden hemen önce, hastalar güçlü bir déjà vu hissi yaşar. Bu, bilim insanlarına hissin beynin neresinden kaynaklanabileceği konusunda önemli bir yol gösterdi: Hafızanın ve tanıdıklık duygusunun yönetildiği bölgeler.
Tanıdıklık ve hatırlama
Burada küçük ama önemli bir ayrım var.
Bir şeyi hatırlamak başka, bir şeyin tanıdık gelmesi başkadır. Sokakta bir yüz görürsünüz, size tanıdık gelir, ama kim olduğunu, nereden tanıdığınızı çıkaramazsınız. Tanıdıklık var, hatıra yok.
Araştırmacıların önemli bir kısmına göre déjà vu tam da budur: Hatırası olmayan bir tanıdıklık. Beynimiz bir an için “bunu biliyorum” sinyali verir ama “nereden?” sorusuna cevap bulamaz.
Neden böyle bir sinyal oluşur? Birkaç açıklama öne sürülmüştür.
Bir fikre göre girdiğiniz yer, gerçekten daha önce gördüğünüz bir yere benziyordur: Eşyaların dizilişi, odanın biçimi, ışığın düşüşü. Siz eski yeri hatırlamazsınız, ama beyniniz benzerliği yakalar. Laboratuvarda, gönüllülere daha önce gördükleri bir sahneye düzen olarak benzeyen yeni sahneler gösterildiğinde, déjà vu benzeri hislerin arttığı gözlenmiştir.
Bir başka fikre göre ise beyinde iki yoldan gelen bilgi arasında çok küçük bir zaman farkı oluşur. Aynı an, beyne iki kez ulaşıyormuş gibi algılanır. Bu açıklama çekici olsa da kanıtları tartışmalıdır.
Kısacası: Déjà vu’nun tek ve kesin bir açıklaması henüz yok.
Bir hata mı, bir kontrol mü?
Son yıllarda araştırmacılar ilginç bir soru sordu: Ya déjà vu bir hata değil de, beynin bir hatayı yakaladığı an ise?
Düşünün: Beyniniz yanlışlıkla “bunu biliyorum” sinyali veriyor. Ama başka bir bölge araya giriyor ve itiraz ediyor: “Hayır, burada ilk kez bulunuyorsun.” Déjà vu’nun tuhaflığı belki de tam bu çelişkiden doğuyor. Hem tanıdık geliyor hem de bunun imkânsız olduğunu biliyorsunuz.
Bu bakış açısına göre déjà vu, hafızamızın kendini denetlediği, yanlış bir tanıdıklığı fark edip düzelttiği bir an. Gençlerde daha sık görülmesi de, kimi araştırmacılara göre bu denetim sisteminin gençlikte daha hassas çalışmasıyla ilgili olabilir.
Bu henüz kanıtlanmış bir sonuç değil, ama üzerinde çalışılan heyecan verici bir fikir.
Tersi de var
Déjà vu’nun bir de ikizi var: jamais vu. “Hiç görülmemiş.”
Çok iyi bildiğiniz bir şeyin bir anda yabancı gelmesi. Bir kelimeyi defalarca yazdığınızda ya da söylediğinizde, kelimenin birden anlamsız, tuhaf görünmeye başladığını fark etmişsinizdir. Ya da her gün girdiğiniz bir sokağın bir an için tanımadık bir yer gibi görünmesini.
Tanıdık olan yabancılaşır. Déjà vu’nun aynadaki görüntüsü.
Kapalı gözler
Yukarıdaki tablo, Fransız ressam Odilon Redon’un 1890’da yaptığı Kapalı Gözler. İçeriye, hafızaya, rüyaya dönük bir yüz.
Déjà vu belki de bize, her gün güvendiğimiz hafızanın ne kadar ince işlediğini hatırlatıyor. Neyi bildiğimizi, neyi bildiğimizi sandığımızı ayırmak için beynimiz her an çalışıyor. Ve arada bir, birkaç saniyeliğine, o çalışmanın sesini duyuyoruz.
Bir dahaki sefere o his geldiğinde, korkmayın. Belki de beyniniz tam o anda kendini kontrol ediyor.
Kaynaklar ve notlar
- Alan S. Brown, "A review of the déjà vu experience" (Psychological Bulletin 129/3, 2003)Terimin Émile Boirac'a (1876) dayanması; insanların yaklaşık üçte ikisinin déjà vu yaşaması; yaşla azalma; seyahat ve rüya hatırlamayla ilişki; açıklama denemeleri.
- Anne M. Cleary ve diğerleri, "Familiarity from the configuration of objects in 3-dimensional space and its relation to déjà vu: A virtual reality investigation" (Consciousness and Cognition 21/2, 2012)Daha önce görülen bir sahneye düzen olarak benzeyen yeni sahnelerin déjà vu hissini artırması.
- Josephine A. Urquhart, Magali H. Sivakumaran, Jennifer A. Macfarlane ve Akira R. O'Connor, "fMRI evidence supporting the role of memory conflict in the déjà vu experience" (Memory 29/7, 2021)Déjà vu'nun hafızadaki bir çelişkiyi fark eden denetim süreçleriyle ilişkisi.
- Chris J. A. Moulin, "The strange sensation of déjà vu: not so strange in temporal lobe epilepsy" (Journal of Neurology, Neurosurgery & Psychiatry 85/2, 2014)Şakak lobu epilepsisinde nöbet öncesi déjà vu.
- Chris J. A. Moulin ve diğerleri, "The the the the induction of jamais vu in the laboratory: word alienation and semantic satiation" (Memory 29/7, 2021)Jamais vu ve bir kelimeyi tekrar tekrar yazınca yabancılaşması.
Antik ve yabancı dildeki metinlerden yapılan alıntılar, Türkçeye özetlenerek ya da serbestçe çevrilerek aktarılmıştır. Kesinliği tartışmalı bilgiler yazı içinde ayrıca belirtilir. Yayın ilkelerimiz
